Bir oyuncunun en zor kararı!

Bilgisayar ya da konsol üzerinde oyun oynamanın aslında yaş ile doğru orantılı bir ilişkisi olduğu düşünülür. Lakin genelde bunun yaş ile hiçbir alakası yoktur. Oyunları seven bir insan hayatının her döneminde durumu ve zamanı el verdikçe oyunlarla içli dışlı olur.

Benim oyunlarla ilk tanışıklığım bilgisayarlar ile oldu. Playstation ve benzeri konsollar bizim evimizde kendine hiç yer bulamadı ve dolayısı ile konsol camiasına ancak PS2 ile girebildim. Dönemin şartları gereği zaten piyasadaki oyunlar kısıtlıydı. İnternet çok yaygın olmadığı için genelde tek kişilik oyunlar oynanıyordu. Bu bahsettiğim durum tabiki sadece “ev” ortamı için geçerliydi. Yoksa benimle akran olan herkes şu aşağıdaki görüntüye çok aşinadır. Internet kafelere gidip de Half Life oynamamış olan bizden değildir. Half Life piyasaya ilk çıktığında elbette ki evinde internet bağlantısı olan ve “gelişmiş” sanane.com sunucularında bir kaç el “crossfire” çevirmiş arkadaşlarımız da vardır. 

O zamanları referans alarak tabiki bugun bir sonuca varmak çok mantıklı olmaz ancak benim için nerede bu işin “ciddiye” bindiğini belirtmek için anlatıyorum bu anektodları. PC’nin yanısıra PS2’lerin çıkması ile internet kafelerde PS2’ler de yerlerini almaya başladılar. Neticede “hacklemesi” kolay sistemler olduğu için korsan PES oyunları ile internet kafe işleticileri ciddi gelir elde ettiler. İşte burada benim için konsol ve pc ayrımı daha da belli olmaya başladı. Zaten hiçbir zaman futbol ile ilgilenen bir insan olmadım o nedenle de PES / FIFA gibi oyunlarda hiçbir zaman iddialı olmadığım gibi, hiçbir zaman da ciddi bir mesai harcamadım o tarz oyunlara. PC tarafına yöneldim ben de. Tabi şundan haberdar değildim o sıralar, PS2’de sadece FIFA ya da PES yoktu ancak evde olmayınca, internet de o kadar “ulaşılabilir” olmayınca, google’lamak o kadar kolay olmuyordu bu tarz şeyleri! Neticesinde, 2005 senesinde God of War ile ben de Playstation camiasına giriş yaptım ve gerçekten de o seriden çok keyif aldım. Kesinlikle benim için konsol dünyasındaki başyapıtlardan birisidir. Ancak ne var ki benim God of War ile tanışıklığım sırasında ÖSS gibi bir illet de vardı başımda ve üniversite sınavlarına da hazırlanmak zorundaydım. Üniversite sınavı nedeniyle gerek PC, gerek konsol ile aram açıldı ve ciddi bir süre oyun oynamadım. Sonrasında tekrar oyun oynamaya başladığım zaman aralığı ise, üniversite hazırlık döneminde World of Warcraft’a denk geliyor. Yaklaşık 7-8 sene boyunca World of Warcraft’tan başka oyun oynadığımı söylesem yalan olur. Eh, tabiki arada Call of Duty’ler  var, NFS:MW’lar, Hitman’ler, bu tarz oyunlar oynamışlığım var ancak bir oyunu “oynadım” demek, benim için oyunu sindire sindire hem single (varsa) hem de multiplayer arenasında oynamış olmak demektir. Diablo II’den sonra her ne kadar hayal kırıklığı olarak değerlendirebileceğim bir oyun olsa da, Diablo III ile de baya bir mazimiz var desem yalan olmaz. Konuyu bağlayamadım bir türlü, “zor karar” diyerek girdik, konu konuyu açtı, çenem düştü.

“Zor karar” şeklinde ifade etmemin sebebi, eskiden konsol denince (XBOX 360 öncesinde) sadece playstation gelirken akla bence xbox 360 ile birlikte microsoft’da ciddi bir rakip olduğunu göstermiş oldu. Şimdi ise konsol piyasasında hem Xbox’un son oyun konsolu olan Xbox One, hem de Sony’nin son cihazı PS4 alıcılarını bekliyor. PS4 vs Xbox One yazılıp araştırıldığında pek çok teknik detaya ulaşılabilir. Hangi işlemciyi kullandıklarından, nasıl bir grafik kartı ile desteklendiğine, GDDR 5 mi yoksa DDR3 ‘mü daha iyi vs istemediğiniz kadar teknik detaya ulaşabilirsiniz ve açıkçası bu incelemeleri yapan arkadaşlar hem işe benden daha hakimler, hem de konuyla ilgili ciddi teknik detaya sahipler. O nedenle o konulara pek girmeyeceğim.

Xbox One ile ilgili kafamda soru işaretleri vardı açıkçası (hala da var, neticede –spoiler– tercihimi PS4’ten yana kullandım. –spoiler–) nedeni ise, microsoft’un “oyun” piyasasında bu kadar aktif ve başarılı olabileceğine dair şüpheler taşıyordum. Ancak Xbox alan arkadaşlar özellikle “controller” konusunda Xbox’un PS4’ün önünde yer aldığını belirtiyorlar. Bu konuda benim şahsi görüşümü soracak olursanız, PS4’ün controller’ının üzerine kulaklık takılması mükemmel bir icat olmakla birlikte, evet analog kullanarak uzun saatler oyun oynadığınızda parmaklarınızın kasıldığını hissediyorsunuz. Analogların birinin yukarıda, diğerinin aşağıda yer alması daha ergonomik olabilir.

PS4 seçmemdeki neden ise, Sony ile PS2 ile başlayan birlikteliğimiz nedeniyle bu geleneği devam ettirmek diyebiliriz. PS3 ilk çıktığında da pek çok soru işareti çıkmıştı, konsolun yapabilecekleri ve PC karşısında güçsüz kaldığı ile ilgili ama ne zaman ki yıllar 2009’u gösterdi, konsolun tüm kapasitesi o zaman ortaya çıktı.  PS4 için de böyle bir şey bekliyorum açıkçası. Şu anda pek çok oyun 30 fps’de capped olarak gelmekle beraber, grafikler gerçekten de PC oyunlarının çok da ötesinde değil. Özellikle benim gibi konsolda FPS oynama ve nişan alma özürlüsü insanlar için oyun “bolluğu” olmadığını da söylemem gerekli. Oyun seçerken özellikle dikkat etmek zorunda kalıyorum. “Bunda nişan almaya gerek var mı yaa?” diye sormak zorunda kalmak yıllarca oyun oynamış biri için ne kadar aşağılayıcı birşey anlatmam çok zor 🙂

Sonuç olarak, ne alırsanız alın, sonradan pişman olmamak için araştırmanızı iyi yapın ve özellikle “oyun” kütüphanesini iyi inceleyin aldığınız platformun. (Gerçi artık cross-platform olmayan çok az sayıda oyun kaldı ama yinede göz atmakta fayda var.)